5 Şubat 2014 Çarşamba

Faiz, Kur, Kriz ve İmalat

Yurtdışı kaynaklı bir krizle karşı karşıyayız. Krizin temel kaynağı ABD’nin tüm dünyaya dağılmış dolar emisyonunun bir kısmını kendi ülkesine geri çekecek adımlar atmış olması. Bunda da başarılı olduğundan Türkiye gibi tüm gelişmekte olan ülkeler kendi paralarının değerini düşürecek ve faizleri artıracak politikalar ürettiler. Merkez Bankasının 29 Ocak’ta aldığı faiz artırma kararı da bunun bir sonucudur.

faiz, kur



Faizlerin artması finansmanın maliyetinin artması demektir. Her tür maliyet ise üretim maliyetini artırır. Kısa ve orta vade de enflasyonun da aynı oranlar da artacağını varsayabiliriz. Enflasyon ile faiz arasında paralel bir ilişki bulunmaktadır. Faizlerin yükselmesi enflasyonun da yükselmesi anlamına gelecektir. Fiyatların artışı da maliyet artışı ile neticelenecektir. Hammadde ve diğer tüm maliyetlerin ürün fiyatlarına yansıması kaçınılmaz bulunmaktadır.

Türkiye yaklaşık on yıldır tek haneli enflasyon rakamları sayesinde, daha öngörülebilir bir ekonomik ortamın rahatlığını yaşamaktaydı. Ekonomik çevrenin belirsizliği nedeniyle maliyetler artık sadece ürünün maliyetlerini kapsamayacak, ayrıca bu belirsizliğin maliyeti nedeniyle soyut bir şekilde de artacaktır. Örneğin, üç ay içinde satılmak üzere ayakkabı üreten bir üretici on lira maliyet ile ürünü üretiyor fakat önünü göremiyorsa, üç ay sonra girdi maliyetlerinin artabileceği endişesiyle, maliyetini on bir lira olarak düşünecek ve satış fiyatını bu yeni maliyet üzerinden hesaplayacaktır.



Kurlardaki aşırı oynaklıkta benzer bir sonuca neden olacaktır. Üreticiler, üç ay sonraki kurları doğru tahmin edemedikleri zaman, her şartta kurları daha yüksek tahmin etme eğiliminde olacaktır. Merkez Bankası Başkanı’nın yılsonu kur tahminine inanan kesim hariç hiç kimse dolar kurunu 2013 sonu için 2 liranın altında planlamadı. Fakat Ocak ayındaki hızlı yükseliş nedeniyle mahalli seçimler sonrasına kadar da kurun bugünkü seviyesini koruyacağı tahminine inanmayan da kalmadı.

Maliyet artışları ve enflasyonun en büyük zararı iç talebin daralmasıdır. Kurlardaki belirsizliğin tüketicilerin kısa vadede tüketimlerinde aşağı yönlü bir eğilime neden olacağı hesaplanmalıdır. Üretim planlamalarının revize edilmemesi artan stoklarla üreticilerin zor durumda kalmasına neden olabilir. Maliyet / Kar dengesinin kurulamayışı da ya üretimde daha fazla kısıntıya gidilmesine ya da zarara neden olacaktır.


üretim

Ümitsizliğe de kapılmamak gerekir ki hiçbir kriz uzun vadeli değildir. Krizler fırsatlara da yol açabilir; yeter ki kriz dalgalarında sörf yapabilme becerisi gösterilebilsin. Son olarak, insanların ihtiyaçları sonsuzdur ve kriz zamanlarında da tüketirler. Ürünlerimizin piyasadaki tüketimi karşılayabilecek kalitede ve nitelikte olması, müşterilere makul bir mesafede bulunması ve bazen de yeni bir ürün olarak pazarlayabilme becerimiz başarıyı getirecektir.

Tepkiler:

0 Yorum:

Yorum Gönder