2014 ~ KOBİ Girişim - Türkiye'nin KOBİ Platformu

İş Kurmak mı? İş Aramak mı?

İş Kuracak Girişimcilere Verilen Devlet Destekleri

KOSGEB Nitelikli Eleman İstihdam Desteğinden Nasıl Yararlanılır?

Neden Girişimci Olunur?

KOSGEB Test Analiz ve Kalibrasyon Desteğinden Nasıl Yararlanılır?

Girişimcilerin Motivasyonlarını Arttıran Sözler

KOSGEB Fuar Desteğinden Nasıl Yararlanılır?

Dekoratif Ev Yapımı Mum Üretimi Nasıl Yapılır?

KOSGEB Tanıtım Desteğinden Nasıl Yararlanılır?

Kaneviçe ile Girişimciliğe Adım Atın

28 Kasım 2014 Cuma

Fırsatçı Girişimcilik

Değerli Dostlar;
       Bugün sizlere girişimcilik sistemi içerisinde ayrı bir yer tutan "Fırsatçı Girişimcilik" kavramını açıklayacağız. Fırsatçılık kişinin kendi çıkarı için toplumun diğer unsurlarına asgari önem vererek olaylardan ya da süreçlerden bencilce çıkar sağlaması olarak tarif edilebilir. Bu tariften ve toplumumuzun genel ahlaki değerleri dikkate alındığında fırsatçılık soğuk bakılan, tasvip edilmeyen bir davranış şeklidir.

fırsatçı girişim


    Fırsatçılığı iş hayatı ile ilişkilendirdiğimizde, kişisel ilişkilerdeki kadar negatif algılanan bir kavram olmadığını, aksine iş hayatı çerçevesinde işletmeler ve girişimciler için hayati bir kavram olduğunu görüyoruz. Nedenini hemen açıklayalım.

      İşletme sahibi tacir kimseler maksimum kar elde etme gayesi ile ticari faaliyetlerini yürütürler. Dolayısıyla bir tacirin gelirini maksimize etmesi ve gelirini arttırıcı faaliyetlere girişmesi pek tabiidir. Girişimci, işletmesini rekabetin daha az olduğu ve gelecekte prim yapma ihtimalinin yüksek olduğu alanlara yönelterek rakiplerinin önüne geçip kazancını artırmayı, pazarda kalıcı olmayı ya da ayakta kalmayı hedefler. Bu yüzden girişimci, çevresindeki fırsatları ve gelecekteki ihtiyaçları önceden öngörmeye çalışır. Öngörebildiği ölçüde girişimcinin ya da işletmenin başarılı olduğu sonucunu çıkarabilir.

     Kişilerin girişimciliği tercih etmesinde; iş bulamama ya da yüksek kazanç getirecek, rekabetin nispeten az olduğu bir sektörü önceden sezip o işe atılma isteği rol oynar. Bu yaklaşımlardan birincisi ihtiyaçtan dolayı girişimcilik, ikincisi ise fırsatçı girişimcilik olarak tarif edilir. Ülkemizde aynı cadde üzerinde 3 bakkal varken 4. bakkalın açılması girişimci kişinin ihtiyaçtan dolayı girişimci olmasına dair iyi bir örnektir. Zira o kişinin aradığı işi bulamaması sonucunda kişisel gereksinimlerini elde edebilmek için zorunlu olarak o işi tercih ettiği açıktır. Fırsatçı girişimciliği ise geleceğin sektörlerini şimdiden tahmin edip o alanlarda şimdiden yer almak veya ithal edilen bir ürünü aynı kalitede daha ucuza imal edilip pazara sunmak verilebilir. Diğer taraftan fosil yakıtların hızla azaldığı dünyamızda yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek ve bunların teknolojilerini üretmek de fırsatçı girişimciliğe dair iyi bir örnek olabilir.

      Küresel Girişimcilik Endeksi Türkiye sonuçlarına göre fırsatçı girişimcilerin oranı (fırsatları görüp girişimcilik faaliyetinde bulunan) 2011 yılından bu yana artış eğilimindedir. Aynı endekse göre kişinin eğitim düzeyi yükseldikçe, fırsata dayalı girişimcilik faaliyetinin arttığı, ihtiyaçtan dolayı girişimcilik faaliyetinin azaldığı tespit edilmiştir. Neden? Çünkü eğitim düzeyi yükseldikçe iş bulma imkanı artacak, kalifiye kişiler daha yüksek kar elde edebileceği girişimlere yönelir.
 

     Diğer bir çarpıcı sonuç da 2013 yılında fırsatları değerlendirmek amacıyla girişimcilik faaliyetinde bulunan kişilerin yüzdesi 67 iken, ihtiyaçtan dolayı erken dönem girişimcilik faaliyetinde bulunanların oranının %30 olmasıdır. İstanbul % 81 oranı ile fırsata dayalı girişimcilerin en yoğun olduğu bölge olmuştur. Nitekim ticari altyapısı ve nitelikli insan kaynağı ile İstanbul için bu sonuç tesadüfi değildir.

  Küresel Girişimcilik Endeksinin 2014 yılı sonuçları incelendiğinde fırsat motivasyonu ile girişimcilik faaliyetinin en fazla olduğu bölgelerin başında Kocaeli alt bölgesi %41,15 ile yer alırken son sırada %37,6 ile Adana alt bölgesi yer almaktadır. İhtiyaç motivasyonu ile girişimcilik yapılan bölgelerin ilk sırasında %43,7 ile Malatya alt bölgesi yer alırken son sırasında %28,1 ile Samsun alt bölgesi yer almaktadır.

   Küresel Girişimcilik Endeksinin 2017 verileri incelendiğinde girişimciliği bir fırsat olarak algılayan kişilerin oranı %49,6 olarak görülmektedir. 64 ülke içerisinde ülkemiz bu oran il 19'ncu sıradadır.


   Küresel Girişimcilik Endeksinin 2017 verilerinde Girişimciliği bir kariyer olarak algılayan kişilerin oranı %80,8'dir (64 ülke arasından 5. sırada). Bu veri girişimciliğin ülkemizde parlayan bir yıldız olduğunu gözler önüne sermektedir.

     Sonuç olarak ülkemizde fırsatçı girişimcilik olgusu artarak devam etmektedir. Bu noktada politika yapıcı ve uygulayıcıların her girişimciye aynı mönüyü sunması yerine gelecek vaat eden, küresel dünyayı yakından takip eden fırsatçı girişimcileri öncelikle desteklemesi, desteklerin etkinliği ve verimliliği açısından çok daha kıymetli olacaktır.

Editörün Notu: Sizin nasıl girişimcisiniz? Fırsatçı girişimci misiniz? Yorumlarınızı bekliyoruz...

Bu Makale Yararlı Oldu mu?

Yorumlarınızı bekliyoruz...


7 Şubat 2014 Cuma

İnovasyonda Doğru Bilinen Yanlışlar


Değerli Dostlar; 
Ekonomik sıkıntıların baş gösterdiği bugünlerde duymaya alıştığımız inovasyon kavramı hakkında doğru olarak bildiğimiz birçok “bilginin” yanlış olduğu gün be gün ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle inovasyonda doğru bilinen yanlışları ele alan bir yazının inovasyon kavramının daha net anlaşılabilmesi için yardımcı olacağı kanısındayız.


Şimdi gelin inovasyonda doğru bildiğimiz yanlışlar nelermiş sıralayalım;

İşletmeler içinde gerçekleştirilen her yenilik faaliyeti “inovasyon” dur. Bir yeniliğin “inovasyon” olarak kabul görebilmesi için ticari getirisi olması şarttır. Ticari getirisi olmayan yenilikler inovasyon olarak kabul görmez.

İnovasyon takımı homojen ve tecrübeli kişilerden oluşmalıdır. İnovasyon yetisi kapıdaki güvenlikten (TEB Örneği) CEO’ya kadar herkeste bir miktar bulunur. Dolayısıyla inovasyonu sadece bir gruba indirgemek işletmede inovasyon kültürünün oluşması adına doğru değildir. Ünlü bir şampuan firmasının “satışları nasıl arttırırız?” konulu toplantısında hararetli tartışmalar arasında odaya giren temizlik görevlisi toplantıdakilere takılır: Şampuan kutusunun deliğini büyültün, böylelikle bir yıkamada daha fazla şampuan kullanılabilir. Uygulamaya geçen öneri satışlarda ciddi bir artışa sebep olmuştur. Akıl akıldan üstündür…

İnovasyon Ar-Ge’cilerin işidir. Bugün birçok şirkette kabul gören bu durum farklı fikirlerin, bakış açılarının ve disiplinlerin ortak sorunlara çeşitli yaklaşımlar getirilmesine engel olmaktadır. İnovasyon takımlarında satış, pazarlama, satınalma-lojistik, kalite, üretim, Ar-Ge ve finans bölümlerinden katılımcıların olması fikir zenginliği açısından faydalı son derece faydalı sonuçlar doğurabilmektedir. Diğer taraftan aynı amaç uğruna çalışan tüm personelin işletme yararına olan inovasyon faaliyetlerine öneri kutusu, web portalı gibi platformlar ile katılabilmesi motivasyonu ve etkinliği arttırıcı bir uygulamadır.

İnovasyon bir kereye mahsustur. İnovasyon anlık, bir kere yapıp biten bir faaliyet değildir. İnovasyon etkileri uzun vadede görülebilecek, sürekli bir yolculuk olarak kabul edilmelidir.

İnovasyon pahalı bir iştir. İnovasyon için ciddi paralar harcamaya gerek yoktur. Çalışanların, tedarikçilerin ve müşterilerin ürün/hizmet hakkında farklı düşüncelerini dile getirebileceği düşünce alt yapısını kurmak yeterlidir.

İnovasyonda danışmanlık hizmeti almadan başarılı olunamaz. Başarı için ille de başkalarının el uzatmasını beklememeliyiz. Farklı bir bakış açısı işletme körlülüğünün bertaraf edilmesi adına danışmanlık satın alınması faydalı olabilir ama şart değildir. 

İnovasyon için klüp, akademi, departman kurmak şarttır. İnovasyonun çalışanlar tarafından benimsenmesi adına “departman- klüp” gibi şekli yapılar kurmak yeterli değildir. Üst yönetim (firma sahibi, yönetim kurulu başkanı, ceo) bizzat inovasyon toplantılarına katılmalı ve süreci takip ederek sahiplenmelidir.

İnovasyon icat değildir. İnovasyon için ille de pazara yeni bir ürün/hizmet sunmak gerekmez. Ürün ve hizmetlerde yapılan agresif olmayan yenilikler de inovasyondur.
  
İnovasyon sadece üretimle ilgilidir. Hizmet sunmada, süreçlerde, organizasyonlarda yapılan kazanç getiren yenilikler de inovasyon olarak tanımlanmaktadır. Bugün üretim sektörünün oluşturduğu ekonomik büyüklüğün toplam ekonomi içerisinde oransal olarak azaldığı düşünülürse bu düşüncenin doğru olmadığı net bir şekilde anlaşılır.

İnovasyon faaliyetlerinde kurum içi insan kaynağı yeterlidir. Kapalı inovasyon; yani dış bilgi ve insan kaynağına çok az açık olan inovasyon çeşidi, bilgi ve iletişim sektörlerinde yaşanan hızlı büyüme ve her konuda işletmelerin uzmanlaşamayacağı gerçeği nedeniyle yerini açık inovasyona bırakmıştır. İşletmeler tedarikçileri, müşterileri, mühendislik firmaları, inovasyon öncüsü kişilerden inovasyon konusunda destek almaları işletmenin rekabet gücünü arttırması ve koruması adına yararlıdır.

Değerli dostlar;
Bu günkü yazımızda inovasyonda doğru bilinen yanlışlar konusunda örnekler verdik. Sizlerin de gözlemleri yorumları yazımıza renk katacaktır.

Bu makale yararlı oldu mu?
Yorumlarınızı bekliyoruz.

5 Şubat 2014 Çarşamba

Faiz, Kur, Kriz ve İmalat

Yurtdışı kaynaklı bir krizle karşı karşıyayız. Krizin temel kaynağı ABD’nin tüm dünyaya dağılmış dolar emisyonunun bir kısmını kendi ülkesine geri çekecek adımlar atmış olması. Bunda da başarılı olduğundan Türkiye gibi tüm gelişmekte olan ülkeler kendi paralarının değerini düşürecek ve faizleri artıracak politikalar ürettiler. Merkez Bankasının 29 Ocak’ta aldığı faiz artırma kararı da bunun bir sonucudur.

faiz, kur



Faizlerin artması finansmanın maliyetinin artması demektir. Her tür maliyet ise üretim maliyetini artırır. Kısa ve orta vade de enflasyonun da aynı oranlar da artacağını varsayabiliriz. Enflasyon ile faiz arasında paralel bir ilişki bulunmaktadır. Faizlerin yükselmesi enflasyonun da yükselmesi anlamına gelecektir. Fiyatların artışı da maliyet artışı ile neticelenecektir. Hammadde ve diğer tüm maliyetlerin ürün fiyatlarına yansıması kaçınılmaz bulunmaktadır.

Türkiye yaklaşık on yıldır tek haneli enflasyon rakamları sayesinde, daha öngörülebilir bir ekonomik ortamın rahatlığını yaşamaktaydı. Ekonomik çevrenin belirsizliği nedeniyle maliyetler artık sadece ürünün maliyetlerini kapsamayacak, ayrıca bu belirsizliğin maliyeti nedeniyle soyut bir şekilde de artacaktır. Örneğin, üç ay içinde satılmak üzere ayakkabı üreten bir üretici on lira maliyet ile ürünü üretiyor fakat önünü göremiyorsa, üç ay sonra girdi maliyetlerinin artabileceği endişesiyle, maliyetini on bir lira olarak düşünecek ve satış fiyatını bu yeni maliyet üzerinden hesaplayacaktır.



Kurlardaki aşırı oynaklıkta benzer bir sonuca neden olacaktır. Üreticiler, üç ay sonraki kurları doğru tahmin edemedikleri zaman, her şartta kurları daha yüksek tahmin etme eğiliminde olacaktır. Merkez Bankası Başkanı’nın yılsonu kur tahminine inanan kesim hariç hiç kimse dolar kurunu 2013 sonu için 2 liranın altında planlamadı. Fakat Ocak ayındaki hızlı yükseliş nedeniyle mahalli seçimler sonrasına kadar da kurun bugünkü seviyesini koruyacağı tahminine inanmayan da kalmadı.

Maliyet artışları ve enflasyonun en büyük zararı iç talebin daralmasıdır. Kurlardaki belirsizliğin tüketicilerin kısa vadede tüketimlerinde aşağı yönlü bir eğilime neden olacağı hesaplanmalıdır. Üretim planlamalarının revize edilmemesi artan stoklarla üreticilerin zor durumda kalmasına neden olabilir. Maliyet / Kar dengesinin kurulamayışı da ya üretimde daha fazla kısıntıya gidilmesine ya da zarara neden olacaktır.


üretim

Ümitsizliğe de kapılmamak gerekir ki hiçbir kriz uzun vadeli değildir. Krizler fırsatlara da yol açabilir; yeter ki kriz dalgalarında sörf yapabilme becerisi gösterilebilsin. Son olarak, insanların ihtiyaçları sonsuzdur ve kriz zamanlarında da tüketirler. Ürünlerimizin piyasadaki tüketimi karşılayabilecek kalitede ve nitelikte olması, müşterilere makul bir mesafede bulunması ve bazen de yeni bir ürün olarak pazarlayabilme becerimiz başarıyı getirecektir.