Girişimciliğe Karşı Önyargılar ~ KOBİ Girişim - Türkiye'nin KOBİ Platformu

3 Eylül 2013 Salı

Girişimciliğe Karşı Önyargılar

Geçtiğimiz günlerde www.kobigirisim.net web adresimizde  kendi işinin patronu olmak isteyen girişimci adaylarının tereddütlerini ölçmeye yönelik bir anket yayınladık. Girişimci adayları “Kendi İşimi Kurmak İstiyorum Ama…” sorusuna ilk sırada “Sermayem yok”, ikinci sırada ise “Ya batarsam” cevabını verdi. Şimdi gelin bu iki “önyargıyı” inceleyelim;


Ankete katılanlar girişimcilik önündeki en büyük engeli sermaye eksikliği olarak görüyor. Geleneksel işler yapmak isteyen bir girişimci iseniz (ki başka şansınız fazla yok, nedeni ezberci ve tek tip insan yetiştirme mantığı) bu çıkarım kesinlikle doğrudur. Mesela market açmak isteyen bir girişimci adayının sermeyesi yoksa o işi kurma ihtimali %0’dır. Bu çıkarım doğru olmakla birlikte iş kurma gayesinde olanların büyük oranda geleneksel işleri tercih ettiğinin bir göstergesidir. Nitekim iş kurmak için öncelikle bilgiye ihtiyaç duyan yazılım gibi sektörlerde sermaye gereksinimi ikinci planda yer alır. Yazılım ve web girişimciliği gibi işlerde bir bilgisayar, bir oda ki kendi evinizin bir odası da pekala olabilir sizin girişimci olabilmeniz için yeterlidir. Facebook ve Apple gibi şirketlerin ilk kuruluş aşamalarında  yüksek sermayeler olmadan garajda kurulmaları da bu savın bir kanıtıdır.

Aslına bakarsanız sermaye eksikliği gerekçesinin altında geçerli bir iş fikrinin bulunmaması ve girişimciliğin geleneksel sektörlerde iş yapma zorunluluğu şeklinde algılanması yatmaktadır. Bir anlamda kolaycılığa kaçılmaktadır.

Kendi işini kurmak isteyenlerin oranının %85 olduğu (Avrupanın 2 katından fazla olan bu oran gerçekte “fake”dir. ) ülkemizde kişilerin bu kadar yüksek oranlarda girişimci olmak istemesinin nedeni refah seviyesinin düşüklüğü ve gelir dağılımındaki adaletsizliktir. Özellikle orta-düşük gelirli kişiler yüksek hayat standartına sahip  girişimcilere - patronlara baktığında kendinin de aynı oranda başarılı olup zengin olabileceğini hayal etmektedir. Bu hayalin oluşmasında yoksulluk ve “Bir İstanbul Masalı” misali dizilerin payıda da oldukça yüksektir.

İkinci sırada “Ya batarsam” korkusu var. Bu korku çok yersiz değil. İstatistiki verilere baktığımızda yeni kurulan işletmelerin ilk 5 yıl içinde kapanma oranı %60-80 olduğunu görüyoruz. Zengin olma ya da en azından çorbam kaynasın yeter fikiriyle kurulan işlerin çoğunluğu başarısız oluyor. Buna ilaveten aile baskısı da girişimciliğin doğasında olan başarız olma durumunu daha da trajik hale getiriyor. Herhangi bir başarısızlık durmunda aile fertleri hemen “Ben sana söylemiştim…” ile başlayan cümlelerini kurmakta sıraya giriyorlar. Mahalle eşrafımızın da meraklı halleri işte giden başarısızlığa hımmm ile bakışlarla birlikte trajik durumu arttırıyor. Girişimcilik bütünüyle risk olduğundan girişimci adaylarının kendilerini işlerin kötü gitme ihtimaline göre hazırlamaları ve planlarını ona göre yapmaları bu durumun etkisini azaltabilir.

Sonuç:  “yoksulluk ve param olsa neler neler yaparım” edebiyatıyla büyümüş bir nesilden (bizzati üyesiyim) “Sermayem yok”, “Ya batarsam” cevaplarından farklı bir sonuç çıkmaması çok şaşırtıcı bir durum değil. Ancak bu algının bilişim sektöründe yaşanan ilerlemelerle birlikte kırılmaya başladığını görüyoruz. Bu kırılmanın hızlanması için farklı düşünceye olan tahammülümüzün artması ve Dünya ile daha fazla entegre olup sınırları aşmamız lazım. Herşeyin başının eğitim olduğu da hatırımızdan çıkmasın.

Tepkiler:

0 Yorum:

Yorum Gönder