İş Kurmak mı? İş Aramak mı?

İş Kuracak Girişimcilere Verilen Devlet Destekleri

KOSGEB Nitelikli Eleman İstihdam Desteğinden Nasıl Yararlanılır?

Neden Girişimci Olunur?

KOSGEB Test Analiz ve Kalibrasyon Desteğinden Nasıl Yararlanılır?

Girişimcilerin Motivasyonlarını Arttıran Sözler

KOSGEB Fuar Desteğinden Nasıl Yararlanılır?

Dekoratif Ev Yapımı Mum Üretimi Nasıl Yapılır?

KOSGEB Tanıtım Desteğinden Nasıl Yararlanılır?

Kaneviçe ile Girişimciliğe Adım Atın

8 Nisan 2018 Pazar

Açık İnovasyon Sürecinde Uygulanan Başlıca Yöntemler

Değerli Dostlar;
İnovasyon üzerine yazdığımız yazılarımıza çok popüler bir kavram olan "Açık İnovasyon" sürecinde uygulanan yöntemler ile devam ediyoruz. Açık inovasyon yani işletmenin yenilik faaliyetlerinde tüm paydaşların (müşteriler, tedarikçiler, çalışanlar, araştırma kuruluşları, rakipler vb) katılımı, hızlı büyümek ve rakipleri karşısında rekabet gücünü arttırmak isteyen işletmeler için olmazsa olmazdır.

açık inovasyon yöntemleri


İşletmeler tarafından açık inovasyon henüz,  işletme içi kaynakların yetersiz kaldığı, dış aktörler ile işbirliğinin zorunlu kılındığı bir durum olarak görülmektedir. Bunun sonucu olarak açık inovasyon sürecinin yönetiminde aksaklıklar yaşanabilmektedir.  Açık inovasyon sürecinde uygulanan yöntemleri oluşturmadan önce öncelikle inovasyon stratejisinin işletme içinde çalışanlar tarafından sahiplenilmesi ve bu stratejilere yönelik pazarın ihtiyaç ve beklentilerinin iyi analiz edilmesi gerekmektedir.

Açık inovasyonun başarılı bir şekilde uygulanabilmesinde hem bilgi iletişimlerinde hem de sosyal iletişimlerinde işletmelerin üst düzey gayret göstermeleri gerekmektedir.  Sosyal iletişim kapsamında müşteri odaklılık açık inovasyon uygulamalarında çok büyük önem taşımaktadır.

Açık inovasyon sürecinde uygulanan yöntemlerin üç ana yaklaşıma dayandığı görülmektedir.

Ø  İşletme içinden ve dışından inovasyon uzmanları ile ortaklaşa çalışmak,
Ø  Müşteriyi daha fazla inovasyon sürecine dâhil etmek,
Ø  Ödül sistemine dayalı inovasyon yarışmaları düzenlemek, fikir ve proje çağrılarını toplamak.

Kapalı inovasyon süreçlerinde sadece ürünün/hizmetin test aşamasında devreye alnına müşteriler açık inovasyon sürecinde yeni ürün ve hizmetlerin geliştirildiği her aşamada kendilerini gösterebilmektedirler. Müşterinin, geliştirmiş olduğu ve öne sürdüğü her türlü bilgi, ürün veya hizmetin tasarım aşamalarına dâhil edilmelidir.

Açık inovasyon sürecinde en çok kullanılan yöntemlerin başında inovasyon yarışmalarının düzenlenmesi, fikir ve proje çağrılarının toplanması gelmektedir. Bu yöntemdeki temel araç açık inovasyon web siteleridir. Ülkemizde de sayıları gün geçtikçe artan ve dünyanın önemli markalarının kullandığı açık inovasyon web siteleri işletmelere önemli derecede değerler katmaktadır. Bu değerler, kazan – kazan esasına göre işletmelerin taleplerine yönelik her türlü problemlerin yenilikçiler tarafından çözüme kavuştuğu bu platformlarda oluşmaktadır. Yenilikçiler çözümlerini işletmelerin ortaya koyduğu koşullar içerisinde inovatif bir yapıda sunmakta ve işletmelerin belirlediği en iyi çözümler neticesinde, bu çözümleri sunan yenilikçiler işletme tarafından ödüllendirilmektedirler.

İşletmelerin Ar-Ge ve İnovasyon Kapasitesini Arttıran Faktörler

Değerli Dostlar;
Bugünkü yazımızda işletmelerin Ar-Ge ve İnovasyon kapasitelerini arttıran faktörleri inceleyeceğiz. Böylelikli Ar-Ge ve İnovasyon yaparak işletmesini büyütmek isteyen siz değerli girişimci/işletme sahibi dostlarımıza bir nebze olsun yol göstererek yardımcı olmayı hedefliyoruz.



Şimdi gelin bu faktörleri sıralayalım.

1- İhracat: 
İşletmelerin ihracat yapma durumu ile Ar-Ge, inovasyon kabiliyeti arasında pozitif bir ilişki vardır. İhracat yapan işletme sayısı arttıkça Ar-Ge inovasyon faaliyetlerinin de artacağı sonucuna ulaşılacağı açıktır. 2023 vizyonunda belirtilen 500 Milyar $ ihracat hedefi, ülkemizde ihracat yapan işletmelerin artmasına yol açacaktır. Bunun sonucunda Ar-Ge inovasyon kabiliyeti olan KOBİ’lerin sayılarında gözle görülür bir artış olacağı beklenmektedir. 2023 yılına kadar Ar-Ge inovasyon faaliyeti içine girecek KOBİ sayısının artacak olması KOBİ’leri doğru sektörlerde Ar-Ge yapmaya yönlendirme adına müthiş bir fırsattır.  Teknoloji yoğunluğu süper teknoloji yoğunluklu ve yüksek teknolojili yoğunluklu sektörlerinin KOBİ’lerin yönlendirilmesi gereken sektörler olması önemlidir. Bu öneme binaen; destekleme adına ihracat yapan sektörlerin dağılımı incelendiğinde; teknoloji yoğunluğu orta - düşük ve düşük teknolojili sektörlerde yer alan işletmelerin toplam ihracatın %65’ini yaptığı buna karşın yüksek teknoloji ve süper teknoloji yoğunluğuna sahip sektörlerin ihracat içindeki payının %2 olduğu görülmektedir. Düşük seviyede teknoloji ve bilgi içeren ürünlerin ihracatında ülkemizin kazandığı katma değer sınırlıdır. Ayrıca bu ürünlerin ihracatı işgücü maliyetleri düşük ülkeler tarafından tehdit edilmektedir. Bu nedenlerle ülkemizin ihracatı içerisinde katma değeri yüksek olan yüksek ve süper teknolojili sektörlerin yoğunluğunun arttırılması son derece önemlidir.
İhracatı yurtdışı müşterilerle iletişme geçerek bilgi paylaşımı, tecrübe kazanımı bunun sonucu olarak inovasyon ve Ar-Ge kapasitesinin artışı olarak algılayabiliriz.



2- Eğitim:
İşletme sahibinin eğitim durumu ile Ar-Ge, inovasyon kabiliyeti arasında pozitif bir ilişki vardır. İşletme sahibinin eğitim durumuna bağlı olarak Ar-Ge ve inovasyon yapma konusunda daha bilinçli kararlar aldığı sonucu doğrulanmaktadır. 

3- Çalışan Sayısı:
Çalışan sayısının inovasyon başarısında etkili bir faktör olduğu, bu konuda fazla çalışana sahip olan işletmelerin daha başarılı oldukları görülmüştür. Çalışan sayısı arttıkça Ar-Ge inovasyon yapma kapasitesinde artış görülmektedir. TÜİK tarafından yapılan yenilikçilik araştırması da benzer sonuçları içermektedir.

4- Teknolojik Altyapı:
İşletmenin kullandığı ileri teknolojiler ile Ar-Ge, inovasyon kabiliyeti arasında pozitif bir ilişki vardır. İşletmelerin kullandıkları Cad/Cam ve ERP gibi ileri teknolojilerin işletmelerin Ar-Ge ve inovasyon kabiliyetlerini arttırdığı görülmektedir. 


1 Nisan 2018 Pazar

Ar-Ge'nin Tanımı

Değerli Dostlar;
İnovasyon kavramı üzerine yaptığımız paylaşımlara ilaveten bugün Ar-Ge kavramı üzerine yoğunlaşacağız.

Ar-Ge göstergelerine standart oluşturulmasını amaçlayan Frascati Kılavuzuna göre ‘‘Ar-Ge, insan, kültür ve toplumun bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının artırılması ve bu dağarcığın yeni uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı çalışmalardır. Ar-Ge terimi üç faaliyeti kapsamaktadır: Temel araştırma, uygulamalı araştırma ve deneysel geliştirme.’’ Bu yönüyle Ar-Ge’yi bir faaliyetler bütünü olarak ele alabiliriz.


Temel Araştırma

Temel araştırma; ‘‘Görünürde herhangi bir özel uygulaması veya kullanımı bulunmayan ve öncelikle olgu ve gözlemlenebilir gerçeklerin temellerine ait yeni bilgiler edinmek için yürütülen deneysel veya teorik çalışmadır.’’ şeklinde tanımlanmaktadır. Bir sonuca yönelik olmayan sadece yeni bilgiler elde etmeye yönelik gerçekleştirilen bilimsel çalışmalar temel araştırma sınıfı içinde yer almaktadır. Örnek olarak; ekonomik koşullar ile sosyal gelişmişlik arasındaki nedensel ilişkinin incelenmesi hakkında yapılan çalışmalar temel araştırma faaliyeti kapsamında değerlendirilebilmektedir.

Uygulamalı Araştırma

Uygulamalı araştırma; ‘‘Yeni bilgi edinme amacıyla yürütülen özgün araştırmadır. Bununla birlikte uygulamalı araştırma, öncelikle belirli bir pratik amaç veya hedefe yöneliktir.’’ Uygulamalı araştırma temel araştırmada elde edilen bilginin özel amaç ve hedeflere yönelik gerçekleştirilmesini içeren çalışmalardır. Tarımsal faaliyetleri desteklemek ve kentlerdeki sosyal çatışmaları engellemek için, tarım çalışanlarının köyden şehirlere göçünü azaltacak bir programı hazırlamak üzere, bu göçün ekonomik ve sosyal nedenlerinin incelenmesi konulu bir çalışma uygulamalı araştırmaya örnek olarak verilebilir.

Deneysel Geliştirme 

Deneysel geliştirme ‘‘Araştırma ve/veya pratik deneyimden elde edilen mevcut bilgiden yararlanarak yeni malzemeler, yeni ürünler ya da cihazlar üretmeye; yeni süreçler, sistemler ve hizmetler tesis etmeye ya da halen üretilmiş veya kurulmuş olanları önemli ölçüde geliştirmeye yönelmiş sistemli çalışmadır.’’ şeklinde tarif edilmektedir. Ar-Ge süreci içerisinde deneysel geliştirme faaliyetini yapılan çalışmalar kapsamında somut çıktılar elde etme bölümü olarak ifade edebiliriz. Karşıdan gelen aracın farlarının otomobil sürücüsünün gözlerini kamaştırmasını önleyecek şekilde tasarlanması konusunu deneysel geliştirme faaliyeti kapsamında değerlendirebiliriz.

31 Mart 2018 Cumartesi

Küresel Rekabette İnovasyonun Rolü

Değerli Dostlar;
Ülkelerin, gerek ulusal bazda sürdürülebilir ekonomik gelişmeyi sağlamaları, gerekse serbest piyasa ekonomisinde varlıklarını kanıtlamaları için teknolojik gelişmelerin hızlı değişiminin gerisinde kalmamaları gerekmektedir. Kapalı ekonomilerin özelliklerinden olan teknoloji transferi ile üretim yapma, küresel ortamın hızlı değişen koşulları karşısında zaman içinde transfer edilen teknolojinin eskimesi nedeniyle rekabetin sürdürülebilirliği açısından yetersiz kalmaktadır.

inovasyon küresel rekabet


Teknoloji transferi ile var olan teknolojileri tüketmek yerine, üretim sürecini yönlendirecek yeni teknolojilerin olgunlaştırılması gerekmektedir. Ancak yeni teknolojilerin geliştirilmesini yalnızca üretim sürecinin ihtiyaçları değil, aynı zamanda tüketicilerin rekabetin sonucu oluşan kalite ve çeşitlilik faktörlerine bağlı olarak değişen talepleri de şekillendirmektedir. Günümüzde, giderek artan rekabet ortamında tutunmayı kolaylaştıran ve sürdürülebilir gelişmeyi sağlayarak toplumsal refahın geliştirilmesinde etkin rol oynayan en önemli araçlar arasında bilgi ön plana çıkmaktadır. 

Küresel ortamda rekabet edebilir duruma gelmek, bilginin öneminin kavranmasına ve sınırlarının genişletilerek kullanılmasına bağlıdır. Küreselleşmenin sunduğu çok sayıdaki pazar olanakları ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak artan rekabet, işletmelerin katma değerinde bilginin ve bilgiye dayalı sermayenin değerini arttırmaktadır. Bu bağlamda, bilginin değer yaratacak şekilde üretimi ve kullanımı, dünya ölçeğinde daha fazla talep edilir duruma gelmiştir. Bu nedenle bilgi üreten ve bilginin rekabet içindeki önemini kavramış işletmeler başarılı sonuçlar elde edeceklerdir.

Küresel rekabet edebilirlik, ekonomik sistemlerin yeni bilgiyi üretebilme ve kullanabilme yetenekleri ile doğrudan ilişkilidir. İnovasyon uygulamaları ile daha yüksek düzeyde verimliliğe, daha düşük maliyetlere, artan kar ve istihdam olanaklarına erişilmektedir. Sürdürülebilir rekabet avantajının sağlanmasında, maliyet ve kalitenin getirilerinin yanı sıra yeni pazarlara ulaşılması, daha fazla katma değer yaratılması ve daha fazla inovasyon yapılabilmesi etkili olmaktadır. 

İnovasyon kavramının artan öneminden hareketle ülkeler, ulusal politika gündemlerinde inovasyonu en üst sıralara taşımaktadırlar. Dünyada konu ile ilgili farkındalığın arttığı ve rekabet avantajlarını yitirmek istemeyen ülkelerin hızla adapte olduğu bu süreçte, ülkeler, inovasyon konusunda eksikliklerini gidermek ve ileriye yönelik adımlar atmak için yeni yaklaşımlar benimsemektedirler. Ülkeler uyguladıkları inovasyon politikaları ile işletmelerinin küresel rekabet ortamında güçlerinin arttırılması ve sürdürülmesini sağlamaya çalışmaktadırlar.


İnovasyon yeteneği ile rekabet arasındaki ilişki doğru orantılı olarak hareket etmektedir. Ülkelerin inovasyon kapasiteleri arttıkça rekabetçilikleri de artmaktadır. İnovasyon kapasiteleri yüksek olan ABD, Finlandiya ve İsveç’in yüksek inovasyon yetenekleri beraberinde rekabetçilik güçlerinin artmasını getirmektedir.


Ar-Ge ve İnovasyon Stratejileri

Değerli Dostlar;
İnovasyon kavramı ile ilgili yazı dizimize Ar-Ge ve İnovasyon Stratejileri yazımız ile devam ediyoruz. 

İşletmelerin küresel rekabet ortamında faaliyetlerini başarı ile sürdürebilmeleri ve mevcut-potansiyel rakipleri karşısında stratejik bir konumlandırma yapabilmeleri için takip etmeleri gereken bazı stratejiler vardır.

inovasyon stratejisi

Saldırgan İnovasyon Stratejisi

 “Saldırgan” bir inovasyon stratejisi yeni ürünlerin ortaya çıkarılması konusunda rakiplerinin önüne geçerek teknoloji liderliğini ve piyasa liderliğini ele geçirmek anlamına gelmektedir.

Belirli ve tek bir teknolojik buluştan yararlanmak amacıyla kurulan küçük işletmeler dışında tüm saldırgan strateji izleyen işletmeler yoğun bir şekilde işletme içinde Ar-Ge çalışmaları yapmaktadırlar. Ancak saldırgan strateji izleyen işletmelerin sadece çok güçlü teknik imkânlara ve Ar-Ge departmanına sahip olması yetmez. Aynı zamanda bu yapıdaki işletmelerde iletişim çok güçlü olması, insan kaynaklarının ve üst düzey yönetimin yeniliklere ve risk almaya açık olmaları, işletme içi ilişkilerin ve iletişimin iyi düzeyde olması, örgütsel yapının esnek ve öğrenen bir nitelik taşıması çok önemlidir.

Savunmaya Yönelik Strateji

Bu stratejiyi izleyen bir işletme için teknolojik inovasyon yapma yerine mevcut bir teknolojiyi daha ileriye götürme ve ondan tam anlamıyla yararlanma stratejisi daha fazla önem taşımaktadır. Savunmacı bir strateji Ar-Ge’nin olmadığı anlamına gelmez. Savunmacı bir strateji en az saldırgan bir strateji kadar araştırma yoğun olabilir. Fark, yeniliklerin niteliğinde ve zamanlamasındadır. Savunmacı stratejiyi izleyenler pazar liderliği beklentisi içinde olmasalar da teknolojik değişim dalgasının etkisiyle geride kalmak da istemezler. İlk yeniliği gerçekleştirerek ortaya çıkacak yüksek maliyetlerin altına girmeyi istemeyebilir ve erken yenilik yapanların karşılaşabilecekleri sorunlardan ve pazarın yeni yapılanma sürecinden yararlanabileceklerini düşünebilirler. İşletmelerin bir ürün veya hizmette başarılı olması için onu ilk defa pazara sunması gerekmez.

Taklitçi Strateji

Taklitçi işletmelerin “sıçramak” hatta “oyunun içinde kalmak” gibi bir isteği yoktur. Yerleşik teknolojilerin liderlerini geriden, hatta çoğu zaman uzaktan izlemek ona yetmektedir. Taklitçi işletmeler düşük işgücü, malzeme, enerji ve yatırım maliyetleriyle çalışmayı tercih eden Ar-Ge’ye fazla kaynak ayırmayan işletmelerdir. Bu stratejileri izleyen işletmelerin başarısı üretim maliyetlerinin diğerlerine göre daha az olmasına bağlıdır.

Bağımlı Strateji

Bağımlı inovasyon stratejisi izleyen işletmeler, teknolojik yenilik açısından güçlü bir işletmenin uydusu ve taşeronu gibi çalışırlar. Müşterilerden bir talep gelirse pazara sundukları ürünün temel özelliklerinde ve hizmette bir değişiklik yaparlar. Bağımlı işletmeler genellikle ürün tasarımında ve Ar-Ge çalışmalarında tamamen büyük işletmeye bağlı olan sermaye yoğun işletmelerdir. Tam bağımlı strateji izleyen işletmeler, büyük ölçekli ve teknolojik bakımdan güçlü bir şirketin bir departmanı gibi çalışırlar. Otomotiv sektöründe faaliyet gösteren küçük yan sanayi imalatçılarını bu kapsamda değerlendirebiliriz.

Geleneksel Strateji

Bağımlı işletme ile geleneksel stratejiyi izleyen işletme arasındaki en önemli fark ürünün niteliğinden kaynaklanmaktadır. Bağımlı işletmenin ürününde tasarım ve ürün spesifikasyonlarının dışarıdan gelmesine bağlı olarak önemli değişimler ortaya çıkabilmektedir. Oysa geleneksel strateji izleyen işletme pazarda herhangi bir değişiklik talebi ve rekabet koşullarında bu yönde belirgin bir uyarıcı olmaması nedeniyle herhangi bir değişiklik yapma gereği duymamaktadır. Ayrıca bu işletmeler bir ürün yeniliği yapabilecek bilimsel ve teknik yeteneklere sahip değildir. Bu işletmeler geliştirilen yeni bir teknikten çok “moda” anlamında bazı tasarım değişiklikleri yapabilmektedirler. Ülkemizdeki aile işletmelerinin genelde bu strateji izlediği söylenebilir.

Fırsatları İzleme Stratejisi

Bu stratejiyi uygulayan işletmeler, rakiplerinin zayıf yönlerini ararlar. Çoğu kez bir işletmenin diğer bir işletmeyle aynı yenilikle doğrudan rekabet etmesi çok güç olabilmektedir. Bu yüzden, rakip işletmenin zayıf yönlerini analiz ederek, bu işletmeyle aynı teknolojik yeniliği kullanıp, rakibinin zayıf yönlerinde üstünlük sağlamak ve pazar payını büyütmek mümkündür.

Elde Etme Stratejisi 

Elde etme stratejisi, belirli bir teknolojik yenilikle ilgili bilginin, iş görenler tarafından işletmede uygulanması sonucu yeniliğin yapılmasıdır. Böylece başka bir işletmede yapılan Ar-Ge yatırımları sonucu üretilen teknolojik yenilikten oldukça düşük bir maliyetle yararlanma imkânı doğmaktadır. Kalifiye personel transferi elde etme stratejisinin bir aşaması olarak değerlendirilebilir.

İnovasyon Türleri

Değerli dostlar;
Bir önceki yazımızda İnovasyon Tanımını ele almıştık. Bu yazımızda da sizlere inovasyon türleri hakkında bilgi vereceğiz.

İnovasyon türleri değişik kaynaklar tarafından farklı şekillerde oluşturulmuştur. OECD ve AB‘nin ortak yayını olan Oslo Kılavuzu‘nda yer edinen yenilik türleri, ürün yenilikleri, süreç yenilikleri, pazarlama yenilikleri ve organizasyonel yeniliklerdir. Geoffrey Moore ise 8 inovasyon türü tanımlamaktadır. Bunlar düzen bozucu stratejik inovasyon, uygulama inovasyonu, yeni ürün inovasyonu, süreç inovasyonu, deneyim inovasyonu, pazarlama inovasyonu, iş modeli inovasyonu, yapısal inovasyondur.

çeşitli inovasyonlar


Ürün İnovasyonu 

Farklı ve yeni bir ürünün geliştirilmesi veya mevcut bir üründe değişiklik ve/veya yenilik yapılarak bu ürünün piyasaya sunulması ürün inovasyonudur. Buradaki yeni kavramı organizasyon için yeni, endüstri için yeni veya bunların bir kombinasyonu da olabilir. Ürün inovasyonuna örnek olarak programlanabilir kombiler verilebilir.

Hizmet İnovasyonu

Yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş hizmetlerin sunumunda yeni teknolojilerin kullanımı; hizmet, dağıtım veya sunum sisteminde farklılıkların yapıldığı inovasyon türü hizmet inovasyonudur. Hizmet inovasyonuna internet üzerinden yemek satışı yapan  http://www.yemeksepeti.com.tr sitesi örnek olarak gösterilebilir.

Süreç ve Pazarlama İnovasyonu

Üretim veya hizmet süreçlerinde yeni bir yöntem geliştirilmesi veya var olan yöntemin iyileştirilip geliştirilmesi süreç inovasyonudur. Süreç inovasyonuna örnek olarak kestirimci bakım yöntemini verebiliriz. Pazarlama inovasyonu ise yeni pazarlama yöntemlerinin ve yeni pazarlama kanallarının geliştirilmesi, yeni ambalaj ve boyutlama gibi yeniliklerin geliştirilip uygulanmasıdır.

İş Modeli İnovasyonu

İş modeli inovasyonu, değer yakalamada işin yapılış şeklini değiştirmeyi kapsar. İş modeli inovasyonu, müşteri ihtiyaçlarını ve rakiplerin iş modellerini değerlendirme ile başlar. İş modelinin her unsuru inovasyonun her aşamasında ele alınmalıdır. İş modeli geliştirirken, endüstri trendleri, dinamik değişen tüketici tercihleri ve rakiplere karşı avantaj ve dezavantajlar analiz edilmeli ve yeni fırsatlar için devamlı beyin fırtınası yapılmalıdır.

Alex Osterwalder iş modelinin, inovasyonla yakından alakalı olduğunu düşünerek iş modeli inovasyonunu 3 kategoride incelemektedir:

Yenilikçi iş modelleri: Firmaların yeni yöntemlerle benzer şeyler yaptıkları iş modelleri,

Uzatılmış iş modelleri: Firmaların var olanın üzerine kurdukları iş modelleri,

Yeni iş modelleri: Firmaların bir iş modelini bırakıp başka bir iş modeline geçtikleri modeller.

İş modeli inovasyonuna güzel bir örnek olarak: “Diamond Multimedia şirketi Rio isimli ilk dijital müzik çalıcısını 1998 yılında piyasaya sürdü. İki yıl sonra ise Best Data şirketi Cabo 64 isimli dijital müzik çalıcısını piyasaya sürdü. Her iki ürün de iyi tasarlanmış ve dijital müzik dosyalarını çalmak için uygun ürünlerdi. Sorun her ikisinin kazanç getirici iş modeli ile ilişkilendirilmemiş ürünler olmasıydı. Apple ipod‘u 2003 yılında piyasaya sürdü. Apple sadece daha havalı bir dijital müzik çalıcısı sunmakla kalmadı kazanç getirici iş modeli olan iTunes ile ilişkilendirdi. Bu iş modeli Rio ve Cabo‘nun göz ardı ettiği temel problemlere çözüm getiriyordu; Müzik dosyalarını nereden alacağız ve ne kadara mal olacak?  Müzik dosyaları nerdeyse bedava verilecek (99 cent) ancak bunları çalabilmek için yüksek kar marjlı iPod‘un alınması gerekecekti. iPod sunulduğunda Apple‘ın kapitalizasyonu 1 milyar dolardı. Üç yıl içerisinde iPod/iTunes iş modeli senede 10 milyar $ gelir yaratırken (Apple‘ın gelirlerinin yarısı) Apple‘ın pazar kapitalizasyonu 150 milyar $‘a yükseldi.” Bu durum bir iş modelinin ne kadar güçlü olabileceğine dair iyi bir örnek oluşturmaktadır.

Organizasyonel İnovasyon

İşletmeler sadece ürün, hizmet, süreç veya iş modelini geliştirip farklılaştırarak inovasyon yapmazlar. Bir işletmenin rekabet avantajı koruyabilmesi için iş yöntemlerini geliştirmesi, farklılaştırması ve yenilemesi gerekir. Bu geliştirme, farklılaştırma ve yenileme faaliyeti organizasyonel inovasyon olarak adlandırılır. Kurum/kuruluşlar tarafından iç yazışmalarının tamamen elektronik ortamda gerçekleştirilmesi organizasyonel inovasyondur.

İnovasyonun Tanımı


Değerli Dostlar;
Bugünkü yazımızda daha önce bir çok yazımızda ele aldığımız inovasyon kavramının ülkemiz, Avrupa Birliği ve OECD tanımlarını ele alacağız.

Temel yenilik kavramlarını sistematik bir biçimde tanımlayan Oslo Kılavuzu’na göre inovasyon, ‘‘Bir yenilik, işletme içi uygulamalarda, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni veya önemli derecede iyileştirilmiş bir ürün (mal veya hizmet), veya süreç, yeni bir pazarlama yöntemi ya da yeni bir organizasyonel yöntemin gerçekleştirilmesidir.’’

inovasyonun tanımı


Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere inovasyonun süreç veya üründe önemli derecede iyileştirme getirmesi beklenmektedir.

2005 yılında OECD‘nin yapmış olduğu inovasyon tanımı günümüzde genel kabul görmektedir. AB ve OECD kaynaklarında inovasyon; “bir fikri, pazarlanabilir bir ürün ya da hizmete, yeni ya da geliştirilmiş bir üretim ya da dağıtım yöntemine ya da yeni bir toplumsal hizmet yöntemine dönüştürmek olarak tanımlanır. Aynı zamanda bu dönüştürme süreci sonunda ortaya konan pazarlanabilir, yeni ya da geliştirilmiş ürün, yöntem ya da hizmeti de ifade etmektedir.”

Bir diğer ifadeyle inovasyon; “yeni fikirleri (ürün, süreç, hizmet, metot vb.) değer yaratan çıktılara dönüştürme aşaması olarak bakıldığında, yenilikten ziyade yeni fikirden doğan bilginin ekonomik ve sosyal katma değere dönüştürülmesidir.” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere yeni bir fikrin inovasyon olarak tanımlanabilmesi için ticari başarı ile sonuçlanması beklenmektedir.

Köklü tarihimizde de inovasyon kavramı büyük mütefekkir Celaleddin-i Rumi tarafından; “Dün dünde kaldı, bugün yeni şeyler söylemek lazım” sözleriyle ifade edilmiştir.

İşletmelerin üretim ve hizmet sektöründe ayakta kalmak için gerçekleştirdiği bütün fonksiyonlar zaman içerisinde değişebilmesine ve üstlerine yenileri eklenebilmesine rağmen inovasyon hep var olacaktır. İnovasyon, yeni olanı ve devamlı değişeni ifade eden sürdürülebilir bir fonksiyon olarak her zaman toplum içinde önemli bir parça olarak kalacaktır. İnovasyon kavramı ile sadece işletmelerin sundukları ürün veya hizmetler algılanmamalıdır. İşletme içinde yapılan iyileştirme faaliyetleri de hiç kuşkusuz inovasyon kavramı içinde yer almaktadır.



KOBİ'lerin Dezavantajları

Değerli dostlar;
Belirli başlıkları bir önceki yazımızda sıralanan KOBİ’lerin kuvvetli yönlerine karşılık, bu işletmelerin kendi bünyelerinden kaynaklanan yapısal nitelikte zayıf yönleri de bulunmaktadır. KOBİ’lerin dezavantajları şöylece sıralanabilir;

Finansman: KOBİ’lerin büyük boy işletmelere nazaran belki de en zayıf yönü finansmana erişimdir. Finansman probleminin özünde bankacılık sisteminde kredilerin kendini ispatlamış büyük işletmelere yönelmesi, dolayısıyla yeni girişimcilerce kurulan küçük işletmelerin banka kredilerinden yararlanamaması yatmaktadır. Diğer yandan KOBİ’lerin özsermaye, işletme sermayelerindeki yetersizlikler ve teminat gösterememeleri dış kaynak temin etmedeki olumsuz etkileri artırmaktadır.



Üretim: KOBİ’lerin özsermayelerinin arzulanan iş hacmine göre yetersiz kalması, piyasa kredisi ile yüksek fiyatla girdi temin etmelerine, dolayısıyla üretim maliyetlerinin yüksek olmasına yol açılmaktadır. Öte yandan içinde bulundukları finansal zorluklar nedeniyle de, modern makine parkına sahip olmamaları, hammaddeye kolay ulaşamamaları, kalifiye eleman ve alt yapı yetersizliği gibi nedenler üretimin kaliteli ve verimli yapılmasını engelleyebilmektedir. Finansal sıkıntıların bir diğer sonucu da işletme içinde personel sirkülâsyonunun artmasıdır.

Pazarlama: Pazarlama sorunları; işletme yöneticilerinin pazarlama ve ticaret bilgilerindeki eksiklikler, pazar ile ilgili bilgi toplama ve değerlendirmeye yeteri kadar önem verilmemesi, pazarlama faaliyetlerinin yetersizliği ve hedef pazarlar hakkında bilgi eksikliği, yeni pazarlara giriş riski ve pazarlama giderlerinin ölçeğe göre yüksek olması şeklinde belirtilebilir. Pazarlama ve satış birimlerinin ayrı birim olarak yer almaması ve pazarlamanın klasik yöntemler ile yapılması KOBİ’lerin satışlarının istenilen seviyede olmamasının sebepleri arasında gösterilebilir.

Yönetim ve Organizasyon: Sürekli değişen piyasa koşulları ve teknolojiler karşısında gerekli olan teknik ve mesleki bilgiye sahip çalışan ve yöneticilerin bulunmaması karar alma süreçlerini sağlıksız hale getirmektedir. İşletme sahip ve/veya yöneticilerine piyasa verilerinin doğru hızlı, akıcı ve zamanında ulaşması çoğu zaman mümkün olmamakta, hatta bazı KOBİ sahipleri iyi değerlendirildiği takdirde bilginin önemli bir girdi olabileceğini kavrayamamaktadır. Ülkemizdeki KOBİ’lerin önemli bir çoğunluğunun aile işletmesi olması sebebiyle genç nesil yöneticiler karar alma süreçlerinde zorlanmakta ve yeni fırsatları değerlendirememektedirler.

Teknoloji: KOBİ’lerin genelde finansman sorunlarından kaynaklanan teknoloji kullanmadaki yetersizlikleri ürün ve hizmetlerin kalitelerinin düşük olmasına neden olabilmekte, standartlara uygun üretim yapılamaması ihracat potansiyellerini olumsuz etkilemektedir. Ayrıca KOBİ’lerin kendi alanlarındaki fuar, sergi organizasyonlarına katılımlarındaki finansal zorluklar ve yabancı dil eksiklikleri nedeniyle yeni teknolojileri yakından takip etmede sorun yaşamaktadırlar.

Tedarik ve Stok Yönetimi: KOBİ’ler büyük ölçekli işletmelere oranla, üretim miktarlarının düşüklüğü ve sermaye eksiklikleri nedeniyle yüklü miktarda alım yapamamaktadırlar. Bunun sonucunda ise hammadde, yarı mamul veya ürünleri daha yüksek fiyattan almak durumunda kalmaktadırlar.

Ar-Ge ve İnovasyon: Yenilikçi özelliklerine rağmen, KOBİ’lerde genelde ayrıca yürütülen bir Ar-Ge faaliyeti bulunmaz. Ar-Ge çalışmaları, uzun vadede sonuçları görülen ve belirsizlik derecesi yüksek faaliyetlerdir. Üretim odaklı işletmeler olan KOBİ’ler, üretime doğrudan ve kısa vadede katkısı olmayan Ar-Ge çalışmalarına kaynak ayırma eğiliminde olmazlar. Ar-Ge çalışmaları her zaman getirili bir faaliyet olarak sonuçlanmaz. Bu anlamda taşıdıkları riskler KOBİ imkânlarının üzerindedir. Bu düşünceden hareketle Ar-Ge faaliyetlerinin desteklenmesi KOBİ’ler açısından hayati önem taşımaktadır.

KOBİ’lerde yeterli Ar-Ge kültürü bulunmamaktadır.  KOBİ’ler Ar-Ge konusundaki destekleri yeteri kadar bilmemekte ve Ar-Ge sonucu ortaya çıkan ürün veya hizmetin üretilmesinde zorluklar yaşamaktadır. KOBİ’ler ile büyük ölçekli işletmeler ve üniversiteler arasında işbirliği yeterli seviyede değildir. Üniversiteler ve KOBİ’ler daha yakın düzeyde çalışması sonucunda; üniversitelerde var olan bilgiler pratiğe geçerek KOBİ’ler yüksek maliyet içine girmeden Ar-Ge faaliyeti gerçekleştirebileceklerdir.



KOBİ'lerin Avantajları

Değerli Dostlar;

1980’li yılların başında başlayan “küçük güzeldir” yaklaşımı, ölçek ekonomileri ve dolayısıyla büyük ölçekli firmaların geliştirilmesi görüşünün yerini almaya başlamıştır. Bu çerçevede, ürünün kalite, nitelik, miktar ve tasarımında kolayca değişikliğe imkân veren esnek ve küçük üretim sistemleri geliştirilerek üretim ünitelerinin boyutları küçülmeye başlamıştır. Bunun yanı sıra büyük boy işletmelerin pek çoğu da büyüklük içinde küçüklük ilkesini benimseyerek küçük birimler halinde çalışmakta ve işletmelerde bölümler belli bir büyüklüğe erişince kolay yönetilebilir küçük parçalara ayrılmaktadır. 

Drucker’a göre iş dünyasındaki büyüklük avantaj olmaktan çıkmıştır. Avantaj daha yalın ve orta büyüklükte, istihbarat ve bilgiye dayanan işletmelere geçmiştir. Yarının işletmelerinin büyük çoğunluğu, büyük işletmeler değil, küçük ve orta boy işletmeler olacaktır. Bu düşünce ile yarının güçlü işletmelerinin alanlarında uzmanlaşmış KOBİ’lerden oluşacağını söyleyebiliriz.

 Nasbitt , bu akımı “Çarpıcı şekilde değişen dünyamızda pek çok paradoks vardır: Dünya ekonomisi büyüdükçe, en küçük oyuncuların gücü artıyor. Küresel ekonominin oluşumunda girişimci aynı zamanda en güçlü oyuncu konumuna geçmektedir. Bu nedenle büyük şirketler merkeziyetçilikten uzaklaşıp kendilerini girişimci ağları olarak yeniden kurmaktadır.” şeklinde ifade etmektedir. Girişimcilerin ve KOBİ’lerin gelecekte bu noktaya gelebilmeleri için sürekli değişen pazar fırsatlarını çok iyi değerlendirip doğru iş modelleri ile tüketici ve tedarikçisi oldukları büyük işletmelerin karşılarına çıkmaları gerekmektedir.

KOBİ’lerin özellikle büyük işletmeler karşısındaki kuvvetli tarafları şu şekilde sıralanabilir.

Tüketiciye Yakınlık: KOBİ’lerin tüketiciyle daha yakın bir temas içerisinde olması, müşterilerin zevk, beğeni, tercih ve taleplerine daha kolay ulaşmalarına ve algılanan eğilimlere göre üretim sürecinde değişikliğe gitmelerine olanak sağlar. Bu çerçevede KOBİ’lerin çevresel koşullardaki değişikliklere olan tepki, esneklik dereceleri ve hızlı karar alabilme yetenekleri büyük ölçekli firmalara göre daha yüksektir.

Yeniliklere Daha Yatkın Olunması: Büyük ölçekli firmalara göre KOBİ’lerin her düzeyde çalışanın tepe yönetime yakın olması, onların yönetime sorunlarını daha kolay anlatmalarına ve buna bağlı olarak teknik yeniliklerin gerçekleştirilmesine yol açar. Çalışanların bu sayede yönetim sürecinin içerisinde yer alması işletmenin performans göstergelerine olumlu yönde etki etmektedir.



Teknik Yeniliklerle Daha Fazla Verimlilik: KOBİ’ler, aynı mali harcama ile büyük işletmelere oranla daha fazla teknik yeniliklerde bulunabilmektedir. Büyük ölçekli işletmelerin tedarikçisi konumunda olan KOBİ’ler teknik alandaki düşünce ve uygulamaları, ortaya koyarak bunları daha da geliştirmek ve işlemek üzere büyük ölçekli işletmelere sunabilmektedir.

Ferdi Tasarrufların Teşvik Edilmesi: KOBİ’lerin kaynak temininde yabancı kaynak yerine özsermayeye başvurmaları ve işlerini büyütmeleri için özsermayelerini artırma durumunda kalmaları, bu işletmelerin üretim sonucu elde edilen net karlarında tüketim yerine yatırım harcamalarına gitmelerine yol açmaktadır. Bu yönleriyle KOBİ’ler ülkelerin tasarruf oranlarına pozitif yönlü katkı yapmaktadırlar.

Büyük İşletmelerin Tamamlayıcısı Olmak: Günümüz ekonomik hayatının temel gerçeklerinden biri de hiç kuşkusuz küçük-büyük farkı gözetmeden işletmeler arası tüm tedarik zinciri arasındaki bağımlılıktır. Büyük işletmeler KOBİ’ler sayesinde kendi süreçleri dışında kalan işlerde uzmanlaşma yoluna gitmeyip KOBİ’leri geliştirerek onları alanlarında uzmanlaştırmaya gayret göstermektedirler.

Rekabetin Tescil Edilmesi: Mal ve hizmet piyasalarında KOBİ’lerin sayısının artması, büyük ölçekli firmaların piyasa paylarının ve güçlerinin azalmasına ve burada da rekabetin yoğunlaşmasına yol açmaktadır. Rekabetin yoğunlaşmasıyla da kalite ve verimlilik yükselmekte, teknik yenilikler hızlanmakta, kaynaklar etkin kullanılmaktadır.



KOBİ'lerin Ar-Ge ve İnovasyon Kapasiteleri


Değerli Dostlar;
Günümüzde hızla gelişen ve değişen piyasa koşullarında sayıca oldukça fazla olan KOBİ’lerin ülkemiz ekonomisine sağladıkları katkı büyük önem taşımaktadır. KOBİ’lerin güçlü yönlerini; tüketiciye yakınlık, yeniliklere daha yatkın olma, teknik yeniliklerle daha fazla verimlilik, esnek üretim kapasitesi, pazar şartlarına daha hızlı reaksiyon gösterebilme yetenekleri oluştururken finansmana erişim, yönetim ve organizasyon aksaklıkları, Ar-Ge ve inovasyon kapasitesinin düşüklüğü, tedarik ve stok yönetimi, nitelikli personel istihdamı, büyük ölçekli işletmeler ve üniversiteler ile işbirliklerinin yetersizlikleri zayıf yönlerini oluşturmaktadır.

kobilerde arge inovasyon


Türkiye’de de KOBİ’lerin mevcut sorunları arasında Ar-Ge faaliyetleri ile inovasyon yaratma ve yönetme konusundaki eksiklikler ilk sırada yer almaktadır. Nitekim KOBİ Stratejisi Eylem Planı (2011-2103) verilerine göre KOBİ’ler içinde yenilik faaliyeti yapma oranının en yüksek olduğu sektör, %34,7 ile imalat sanayi sektörüdür. Büyük ölçekli işletmelerin %48,6’sı 2006-2008 yılları arasındaki 3 yıllık dönemde teknolojik yenilik faaliyeti yürüttüğünü belirtirken, küçük ölçekli işletmelerde bu oran  %27,8’de kalmıştır. Teknolojik yenilik faaliyeti için finansal destek alanların oranı %23-27 seviyelerindedir ve işletme ölçeğine göre değişmemektedir. İmalat sanayindeki KOBİ’lerin %86,8’i düşük ve orta-düşük teknolojili sektörlerde faaliyet göstermektedir. KOBİ’ler Ar-Ge ve yenilik konusunda nitelikli eleman çalıştırmakta zorlanmakta ve bu nedenle, teknolojik yenilikleri izleme, teknolojik bilgiye erişme konularında zayıf kalmaktadır. KOBİ’ler bilgi eksiklikleri nedeniyle AB fonları, KOSGEB ve TÜBİTAK gibi destek veren kuruluşların imkânlarından da yeterince yararlanamamaktadır.

Ar-Ge faaliyetleri, sonuçları uzun vadede görülen ve belirsizlik derecesi yüksek olan faaliyetlerdir. Bu nedenle üretim odaklı işletmeler olan KOBİ’ler, üretime doğrudan, kısa vadede katkısı olmayan ve her zaman getirili bir faaliyet olarak sonuçlanmayan Ar-Ge çalışmalarına kaynak ayırma eğiliminde olmazlar. Ar-Ge çalışmalarının taşıdıkları riskler KOBİ imkânlarının üzerindedir. Bu düşünceden hareketle Ar-Ge faaliyetlerinin desteklenmesi özellikle KOBİ’lerin küresel rekabet ortamında ayakta kalabilmeleri açısından hayati önem taşımaktadır.

Günümüz pazar şartlarında sadece maliyet liderliği stratejisi ile rekabet artık yeterli değildir. Teknolojinin hızla ilerlemesi, küreselleşmeyle birlikte artan rekabet, ürün ve hizmette kalite, müşteri odaklılık ve ürün yaşam ömürlerinin kısalması gibi nedenler inovasyonun gerekliliğini ön plana çıkarmıştır. Müşteri istek ve ihtiyaçlarına cevap verebilmek kadar müşteri isteklerindeki çok hızlı değişim ve yeni ürün ve hizmetlerin ardı arkasına piyasaya çıktıkları pazar ortamında bilgi ve teknolojide değişim ivmesinin gücü rahatlıkla görülebilmektedir. Bir işletmenin, tüm bu durumlara cevap verebilecek kapasitede olmasında izlemesi gereken başlıca yöntem inovasyonu bir kültür olarak kendi organizasyonu içine yaymaktan geçmektedir. İnovasyon yapabilme ve her şeyden önce tek seferlik yapılan inovasyon faaliyetlerinin yetersiz olduğu bilinci ile sürdürülebilir bir yapıda inovasyon felsefesinin benimsenmesi KOBİ’ler açısından büyük önem taşımaktadır.

KOBİ'lere yenilik yapabilme yeteneği kazandırılarak rekabet güçlerinin arttırılacağı bir gerçektir. Bunu gerçekleştirmek için ise inovasyon yönetimi konusunda gelişmelerini sağlamak, inovasyon yapmak için gerekli finansmanın bulunmasındaki engelleri ortadan kaldırmak ve yenilik yapma konusundaki bilgiye erişim olanaklarını geliştirmek konusunda tedbirler almak ve politikalar geliştirmek öncelik arz etmektedir. Bu gerçekten yola çıkarak KOBİ’lerin rekabet güçlerini arttırmak için Ar-Ge ve inovasyon yaratma süreçlerinde karşılaştıkları sorunların ve engellerin araştırılması, bu konuda tedbirler alınarak yeni politikaların geliştirilmesi önem taşımaktadır.